|
contact: or.ratat@bew
|
|||||||||||
|
|||||||||||
|
|
TUKAY VE TATARLiK*Doç. Dr. Mustafa Öner**1. XX. asir boyunca Tatar adiyla en çok yana yana gelmiş bir isim olan Abdullah Tukay hakkindaki bu toplanti vesilesiyle, üzerinde epey münakaşa edilmiş Tatarlik konusuna tekrar dikkat çekip meşhur şairin bu konudaki şiir ve makalelerinden faydalanarak görüşlerini degerlendirmek istiyoruz. 1.1 'Otuz Tatar Tokuz Oguz begleri boduni bu sabimin edgüti eşid katigdi tiñla' Kül Tigin abidesi, güney cephesi 1. satirindaki bu cümle, Tatar adinin Türkçedeki en eski zikirlerindendir. Bilge Kagan'dan işittigimiz bu ifadeler o tarihte Tatar adlandirilmiş boylarin, 'bodun'un, kendisine, yani Köktürk devletine tâbi oldugunu bildirmektedir. 1.2. Çinliler ise tarihin pek eski devirlerinden beri, kendilerinden farkli bir medeniyete sahip kuzeyli kavimlerden, yazili kaynaklarinda T'a-t'a veya Da-d'an; Da-Da diye bahsetmişlerdir.1 Hatta Xiii. asirdaki bir Çin tarihçisi Min-gun, Türkleri ak tatarlar, Mogollari kara tatarlar ve Mançulari da su tatarlari diye adlandirmiştir.2 1.3. Kavim adlarinin bir kisminin, komşu halklarin adlandirmasi sonunda yerleştigini göz önünde tutarsak, Çinlilerin, bilhassa Xi. asirdan sonra, kuzey komşularini, toptan tatar diye adlandirmasi anlaşilir bir şeydir. Tatar ile Xi.-Xii asirdan itibaren Mogollardan da bahsedilmesi bu karişikligin bir devamidir.3 Aslinda Mogollar kendilerini hiç bir zaman Tatarlarla ayni irktan görmemişlerken, Cengiz devletinde Tatarlarin veya genel olarak Türklerin mühim mevkilerde bulunmasi bu eski Tatar-Mogol karişikliginin Arap ve Iran kaynaklarinda devam etmesi sonucunu dogurmuştur.4 Eski Kök Türk abidelerinde ve Çin kaynaklarinda zikr edilen tatar adi ile daha sonra Divanu Lugati't-Türk; Hudud al-Alem vs. gibi eserlerde geçen tatar kavim adinin hangi etnige işaret ettigi, halen çözülmesi zor bir tarih problemi olarak durmaktadir; fakat her halde, tatar adinin bugün bildigimiz Tatar kavminin teşekkülünden çok daha eski oldugu aşikârdir. 1.4. Altin Ordu devletinde idareci durumunda olan Mogollar vasitasiyla ve onlarin eskiden beri komşulari tarafindan Tatar diye adlandirilmasi dolayisiyla, söz konusu devlet de 'Tatar devleti' diye meşhur olmuştur. Tatar adini Marco Polo'dan beri Türklerle Mogollari müştereken adlandiracaklari şekilde taniyan Bati dünyasi, bilhassa Dogu Avrupa'yi da topraklarina katan Altin Ordu devleti dolayisiyla, Osmanli haricindeki bütün Türk topluluklari için bu adi kullanmaya başlamişlardir. Batida Türkler hakkinda yapilmiş çalişmalarda, şarkiyat kitaplarinda, Asya'nin geniş bozkirlarinda yaşayan bu topluluklar, Türk-Tatar genel adlandirmasiyla zikredilmişlerdir. Altin Ordu ile devami halinde ortaya çikmiş hanliklarin komşusu olmuş Ruslarin tarih kaynaklarinda ve mesela Osmanli-Kirim ilişkilerinde de tatar adi kullanilagelmiştir. Rus kaynaklarinda, bunun yani sira, Kazanli, busurman (Müslüman) adlandirmalari da yaygindir.5 Altin Ordu'nun bakiyesi halindeki halk, komşularinca meşhur olmuş tatar adiyla zikr edilirken, kendisi için müslüman adlandirmasini kullanagelmiştir. Bilhassa muhatap oldugu devletin, Rusya'nin hakimiyeti, tarihte görülmedik bir din asimilasyonu halinde olunca, müslüman adinin bir kimlik olarak benimsenmesi anlaşilir bir şeydir. 1.5. Tarihte bu kadar meşhur olmuş tatar adinin çok çeşitli şekilde de etimolojisi yapilmiştir: Ebul-Gazi Bahadir Han, tatar adinin, önceleri bir han adi oldugunu sonra kavim adi haline geldigini söylemişken, N. M. Karamzin gibi bazi tarihçiler, Yakutlarin tatar adli ongununa dikkat çekmişlerdir. Orta Çagda, Avrupa'da Latince tartar 'cehennem, yer alti hükümdarligi' sözünün anolojisiyle, hasimlari olan Altin Ordu devleti bu şekilde adlandirilmiş ve Avrupada Xiii. asirdan itibaren, eski barbar sözüyle neredeyse eş bir anlam kazanmiş ve onun yerini almiştir. Iran ve Osmanlilardaki posta tatari 'ulak' adinin, Tatar kavim adi için kaynak olabilecegini söyleyen Baskakov iyi bir tespit yapmiş; fakat tarihî gelişme söylediginin tam aksi yönde olmuştur. Yani tatar ancak bir kavim adi olduktan sonra 'ulak' anlaminda kullanilabilirdi. tav + tor > tavtar > tatar 'dagli kişiler' gibi zorlama etimolojiler de yapilmiştir (A. A. Suharev); fonetik imkansizliginin yani sira, 'dagli' anlamdaki adin, Avrasya düzlügünde yaşayan ve daglari az görmüş bir kavme ad olmasi da zordur. Bugün en çok kabul gören tat-eri ~ tat-er 'yabanci kişi' etimolojisi, bu kavim adinin daha çok komşulari tarafindan söz konusu halka verildigi göz önüne alininca kelime tarihçiligine de uygun gözükmektedir.6 2. Edebiyatimizi en çok anlamiş yazarlardan A. H. Tanpinar 'modern Türk edebiyati bir medeniyet kriziyle başlar' diyordu.7 Bu hüküm Tatar Türklerinin modern edebiyati için de dogrudur. Ilave olarak, Tatarlar medeniyet krizini belki daha da derin yaşamiştir diyebiliriz; çünkü garp tefekkürü ayni zamanda onlarin tarihî vatanlarinda hakimiyet kurmuş bir müstevli güç ile temsil ediliyordu. Klasik egitim sistemi, XiX. asirda, Osmanlilarda oldugu gibi, Kazan'da da bir tenkitten geçiyordu. Usul-i Cedid mekteplerinde, hem dogu hem bati hayatini bilme mesuliyetiyle yetişen kuşak, Tatar cemiyetinin mutaassip taraflarini, çagdaş medeniyetin akil gözüyle degerlendirmeye başlamişti. Böyle başlayan Tatar reformu, 'Osmanli Tanzimati' dolayisiyla da iyi bildigimiz gazete, dergi gibi tesirli matbuat türlerini ve didaktik edebiyatin asil vasitasi olan tiyatroyu günlük hayata sokmuştur. XiX. asrin sonu ile XX. asir başlarinda, bilhassa 1905'den sonra, gazete ve dergilerde yazi yazan, binlerce tirajla basilan kitaplari kaleme alan yazarlar, bu yeni kültürün nesli, medreselerde ve bazan ayni zamanda Rus mekteplerinde tahsil etmiş ve mükemmelen okuyup yazdigi Osmanlica, Arapça ve Rusça yoluyla dünyadan haberdar olmuş bu gençler, modern Tatar edebiyatinin da kuruculari haline geliyorlardi. Osmanlilarda, önceki asrin sonunda, üzerinde düşünülen 'üç tarz-i siyaset'ten, 1908'den sonraki yillarda millîlik galip çikmişken, hemen hemen ayni yillarda da Kazan merkez olmak üzere bir mahallîlik ve onun neticesiyle de bir millîlik gelişme yoluna girmiştir. Yakin tarihimizin pek meşhur olmuş 'biz Tatar miyiz Türk mü ?' sorusu da bu devirde gündeme gelmiştir. Bildigimiz kadariyla, bunun gibi bir soru, bir kimlik tayini olarak diger Türk kavimleri tarafindan bu derece ciddiyetle sorulmuş degildir; çünkü onlar bu soruyu muhakeme etmege girişmeden evvel, Rus ve sonra Sovyet devleti kendilerine birer kimlik vermeye başlamiştir: Azerilik, Özbeklik, Kazaklik, Kirgizlik vs. Idil-Ural bölgesinde, özellikle edebiyatta ve matbuatta gelişen Türklük-Tatarlik konusunda, Türk adinin Avrupa'da ve Rusya'da eskiden beri, daha ziyade Türkiye veya Osmanli Türkleri için dar manada kullanilmiş olmasi, Kazanli yazarlara da tesir etmiştir. Osmanli Tanzimatinin yetiştirdigi yeni nesil, Namik Kemal ve şinasi gibi yazarlar dilin sadeleşmesini, mahallileşmesini şiar edinmiş ve artik asrin sonunda ama özellikle 1908 Meşrutiyetinden sonra 'yeni lisan' hayatimizdaki yerini almaya başlamiştir. Bilindigi gibi Gaspirali Ismail Bey'in Tercüman'i da Osmanli Türkçesini, gazetesinin dili olarak çok geniş bir sahada epey uzun bir müddetle tanitmiş ve Istanbul, o günün Türk dünyasinda her bakimdan bir cazibe merkezi olarak yer bulmuştur. Gaspirali Ismail Bey'in meşhur gazetesiyle yürüttügü umumî Türkçülük faaliyetinin degeri, ülkemizde bilhassa son yillarda daha da anlaşilmiştir. Ancak, Türk tarihindeki yeri ve XX. asirda yol açtigi sonuçlar bakimindan hiç de daha az degeri olmayan Tatarlik konusu, geregi gibi ve objektif bir tarihçilikle ele alinmiş degildir. Türk tarihçiliginde Cengiz adi etrafinda dönen bir Mogol-Türk münakaşasinin ise zaman zaman vakanüvis haleti ruhiyesi taşiyan iki mektep yarattigina şahit olunmuştur. Viyana'daki ihaneti unutamayan yerli tarihçiligimiz, Tatarlik konusuna da daha çok psikolojik faktörlerle yönelmiş gibidir. Halbuki Türk adini, gerçekten kullanmaga aliştigimiz kapsayişla anlayacaksak, Tatar veya Osmanli devletlerinin tarihlerini degil, Türklerin tarihini yazacaksak, objektif ölçüler bulmak geregi vardir. Işte biraz bu geregi düşünerek, Tatar Türklerinin meşhur şairi Abdullah Tukay'i anma toplantisinda, onun Tatarlik konusundaki görüşlerini, kendi sözleriyle hatirlamaya çalişacagiz. 3. Tukay, bugün dünyanin pek çok yerine yayilmiş halde yaşayan Tatar Türklerinin tugan til (ana dili) şairidir. En meşhur şiirlerinden bazilari Tugan Avil, Tugan Cirime, dogulan köy, memleket, vatan kavramlarinin lirizmini taşir; ancak bugün her dört Tatardan üçünün, dedelerinin topraklarindan uzakta yaşadigi göz önünde tutulursa, tugan avil'dan, tugan cir'den ayri kalmiş bu insanlar yanlarinda sadece tugan tillerini götürmüşlerdir. Ana dilinin şiirini yazan Tukay bu insanlara böylece millî marş şiirlerini de vermiş gibidir. Tatar Türkçesini bilen her Tatar, ömrü boyunca Tataristani görmemiş bile olsa Tugan Til şiirini ezberden okur demek mübalaga olmayacaktir:
Iy tugan til, iy matur til, etkem-enkemniñ tili ! Dönyada küp nerse bildim sin tugan til arkili. Iñ elik bu til bilen enkem bişikte köylegen, Annari tönner buyi ebkem hikeyet söylegen. Iy tugan til ! Her vakitta yardemin birlen siniñ , Kiçkineden añlaşilgan şatligim, kaygim minim., Iy tugan til ! Sinde bulgan iñ elik kilgan doam: Yarlikagil, dip üzim hem etkem-enkemni, Hodam !8
'Ey ana dili, ey güzel dil, babamin-anamin dili ! Dünyada çok şey bildim sen ana dili sayesinde. En önce bu dille anam beşikte ninni söylemiş, Sonra geceler boyu ninem masal söylemiş. Ey ana dili ! Her vakit yardimin ile senin, Küçüklükten anlaşilmiş sevincim, kaygim benim. Ey ana dili ! Sende olmuş en peşin kildigim duam: Esirge, diye, kendimi ve babami-anami, Hüdam ! ' Epey iyi Arapça ögrenmiş bir medreseli olan Tukay, dinî taassuba, din adamlarinin yozlaşip neredeyse bir inanç tüccari haline gelmelerine, şiddetle taarruz ettigi gibi, din dili konusunda da bir hayli modernisttir: Vagizler bizniñ üzimizniñ ana tilimiz ile bizge, dinimizge, dönyamizga kirekli vegazlar söylesinner. Halikniñ tamirlari buyinça kannarin yögirtip, küz yeşlerin çigarip, elle kay cirlerin çimittirip-çimittirip alsinnar. Minberge mingeç, felan makam birle cirlav, tögen köy ile köylev bik zur oyattir.9 'Vâizler bizim kendi ana dilimizle, bize, dinimize, dünyamiza gerekli vaazlar söylesinler. Halkin damarlarindan kanlarini koşturup, göz yaşlarini çikarip, daha nerelerini çimdiri çimdiri versinler. Minbere çikinca, falan makamla şarki söylemek, filan ezgiyle türkü yakmak pek büyük ayiptir.'
Tukay'in dil konusundaki en belirgin tavri, Tercüman gazetesini, Ismail Bey'i tenkit ettigi yazilarinda ortaya çikmaktadir: Minim uyimça Tercemanniñ biz tatarlarga galakasi bötinley yuktir. Çönki, evvelen, aniñ tili bizniñ tilimizge bötinley kiri bir Kirim tilidir. Ikinçi, ul hezirgi hörriyet diñgizi taşigan vakitta da haman çernosotenniy (monarşist) meslek totip, hemme byurokratlarniñ, hetta işannar ve mullalarnin heyir-hahidir. (...) Biz monnan yigirmi biş yil borin, ak kümeç bulmaganda, ipiy aşagan hem kiybatli temeki bulmaganda, mahorka çornap tartkan tösli gine Tercemanni ukidik hem ihlas baglandik. Indi bötinley üzgerdik.10 'Benim fikrimce, Tercüman'in biz Tatarlara alakasi hiç yoktur. Çünkü, önce, onun dili bizim dilimize tamamen geri bir Kirim dilidir. Sonra, o bugünkü hürriyet denizinin taştigi vakitte de hep monarşist bir yol tutup, bütün bürokratlarin, hatta işanlar ve mollalarin hayirhahidir. (...) Biz bundan yirmibeş yil evvel, ak çörek olmadiginda ekmek yedigimiz ve kaliteli tütün olmadiginda mahorka otu sarip içtigimiz gibi Tercüman'i okuduk ve kalpten baglandik. Artik tamamen degiştik.' Tukay halkina millî bir şuur vermek konusunda teşvikçi davrandigi pek çok şiiri yaninda, bazi makalelerinde açikça tahrikçi bir uslüp da kullanmiştir. Lögatler adli yazisi bu bakimdan dikkat çekicidir: Kötiphane : Kazan tatarlariniñ farazinça, işsiz kişiler kirip utira torgan bir urin; Medrese: hatinsiz yeşlerniñ kiş uzdiruv öçin ciyilip yata torgan fatirlaridir; Kazan Tatari: gaybet bilen kön uzdiruçi kişi; Tatar kibitçisi: kibitke kirgen bir aluçini sügip çigarirga yallangan kişi; Tatar kizi: birni bilmes dönya kürmes bir mehlük; Tatar hatini : irlerni borçir öçin yaratilgan mehlüktir.11 'Kütüphane: Kazan Tatarlarinin fikrince, işsiz kişilerin girip oturup durduklari biryer; Medrese: Hanimsiz gençlerin kişi geçirmek için toplanip yattiklari evleridir; Kazan Tatari: dedikodu ile gün geçiren kişi; Tatar esnafi: Dükkana giren bir müşteriyi söverek çikarmaya alişmiş kişi; Tatar kizi: hiç bir şey bilmez, dünya görmez bir mahluk; Tatar kadini: erkekleri rahatsiz etmek için yaratilmiş mahluktur.' Benzer bir uslubu Min şular Ile Milletçi adli makalesinde de görüyoruz: '1. şakir Hemitev şirpisi (eskiden meşhur kibrit fabrikasi) ile gine temeki tartam. 2. Temekiniñ de Gosmanli sigarasi isimlisin mahsus Istanbuldan aldiram. 3. Ismegiyl Gasprinskiy sabini ile bitimni cuvam. 4. şul kişiniñ ük kanfiti ile çey içem.'12 Tukay'in Gaspirali hakkindaki bu sert tutumunda, kendisinin rakip gazetelerde yazi yazmiş olmasinin, yani bir ticarî rekabet hissinin de payi vardir. Tukay, Yusuf Akçura, Sadri Maksudi gibi Türkiye'ye gitmeye mecbur kalmiş kişilere karşi da, belki daha çok, haklarinda yürütülen aleyhte kampanya neticesinde, ayni hissî davranişi göstermektedir. Slovardan Fal Açuv adli yazisinda şöyle diyor: Slovarni iñ ilik Akçurin Yosif tugrisinda açtim. Törkiyede soldatlik derecesi digen süz kilip çikti. Min ani indi generaldir dip uyliy idim. Farazima muvafik bulmadi. Sonra Ismegil Gasprinskiy hakinda açtim. Hezirde Kirim tatarlari karşinda mekbul ozin ve biyik papaha digen süzge küzim töşti. Bunisina biraz işana töştim. Bulsa bulir şul, zur kişi bit andagi Tatarlarniñ başlarina minip utirgandir didim.13 'Sözlügü en peşin Akçurin Yusuf hakkinda açtim. Türkiye'de askerlik derecesi diye bir söz çikti. Bense onu general diye düşünüyordum. Sandigim gibi olmadi. Sonra Ismail Gasprinskiy hakkinda açtim. Halen Kirim Tatarlari indinde makbul, uzun ve yüksek kalpak diye söze gözüm takildi. Buna biraz inanir oldum. Olsa olur ya, büyük kişi işte, oradaki Tatarlarin başlarina çikip oturmuştur dedim.' Aslinda Tukay'in nihilist bir yenilikçi oldugunu sanmamak gerekir, pozitivist fikirleriyle Tevfik Fikret'e ne kadar benziyorsa, din ve terbiye konusunda da Mehmed Akif'i o kadar hatirlatan sözleri vardir.14 Yaña Kiraat kitabini hangi maksatlarla yazdigini bakin şöyle anlatiyor:(...)Allahi Tebareke ve Teala şigiri bilen, Bismilladan soñ Mösemmani, yagni Allahi Tealani, balaga tanitu ve soñgi şigir bilen balada Allahi Tealaga karşi möhebbet uyatu maksati; ikinçi Tugan Avil kibi şigir bilen peygamberimizge mehebbet hisi kuzgatu, annan soñ şul tiredegi mekaleler bilen balada ata-anasina mehabbetni köçlendirü.15 'Allahu Tebareke ve Teala şiiri ile, Bismillah'tan sonra müsemma'yi, yani Allahu Tealayi çocuga tanitmak ve bu sonuncu şiirle de çocukta Allahu Tealaya karşi muhabbet uyandirmak maksadi; diger Tugan Avil gibi bir şiirle de peygamberimize muhabbet hissi uyandirmak, ondan sonra bu civardaki makalelerle çocukta babasina, anasina muhabbeti güçlendirmek.' Tukay'in, eserlerinde, Tatarlari bugünkü adina yakin olarak Kazan Tatari veya Idil Tatari diye çok geniş bir kütle olarak gördügü anlaşiliyor: Ul kissalarni 20 million Rusiya mösilmanlari hemmesi ukimasalar da, 10 million Idil buyi tatari bari da ukigan indi, hetta küñilden biklegen.16 'O kissalari 20 milyon Rusya Müslümanlari hepsi okumasalar da, 10 milyon Idil boyu Tatari hepsi de okumuştur, hatta gönlüne nakşetmiştir.' şairin dildeki milliyetçi tutumu, Isimnerimiz Hakinda adli çok dikkat çekici makalesinde de gözlenmektedir: (...) bizniñ Timir, Altinbik, Yapançi kibi güzel milliy isimnerimiz urinina şul Selimcan, Galimcan kibi mörekkep, yemsiz, Tatarlar öçin hurlik, eytirge til tilemiy torgan isimnerni tudirgannar. (...) Terbiyemiz de kori, ruhsiz, megnesiz, hiç faydasiz revişte diniy gine bulmiyça, diniy ve milliy terbiye bulsin. Mösilman bulganimiz vakit tatar ikenimizni de onitmiyk.Allahi Teala isimimizni, cisimimizni ve ruhimizni islah eyleye !17 'Bizim Timir, Altinbik, Yapançi gibi güzel millî isimlerimiz yerine şu Selimcan, Galimcan gibi mürekkep, çirkin, Tatarlar için eksiklik, söylemeyi bile dilin dilemedigi isimleri dogurmuşlar. Terbiyemiz de kuru, ruhsuz, manasiz, hiç faydasiz şekilde sadece dinî olmadan, dinî ve millî terbiye olsun. Müslüman oldugumuz vakit Tatar oldugumuzu da unutmayalim. Allahu Teala ismimizi, cismimizi ve ruhumuzu islah eylesin !' Tukay'in projeleri de hep o çok sevdigi halkina baglidir; 4 Mart 1911'de Sait Sünçeley'e yazdigi bir mektupta şöyle der: Nihayi hiyalim tatarça, tatar ruhinda, tatar geroylari bilen dönyaga bir Yevgeniy Onegin çigaruvdir. Alla ni birir. Sin, kuliñnan kilse, tirişip kara. Min doada.18 'Nihaî hayalim, Tatarca, Tatar ruhunda, Tatar kahramanlari ile dünyaya bir Yevgeniy Onegin çikarmaktir. Allah ne verir. Sen, elinden gelse, çalişip bak. Ben hayir duadayim.' Ayni mektubunda hastaligi sebebiyle hava degişikligi için Idil üstünde yapilacak bir seyahatten ve Istambul'a da bir iki haftaligina gitme niyetinden bahseder; fakat edebiyat tarihimiz için bambaşka bir degere sahip olabilecek bu yolculuk gerçekleşmeden kalmiştir. Tukay'in yine Sait Sünçeley'e yazdigi 9 Kasim 1910 tarihli mektubunda Kazan ve Tatar idealinin ne kadar güçlü oldugu fark ediliyor: Min Kazanni tahti pay hem Kazan arti Tatarlarin şuşi könge kader milletin yugaltmagan ve kileçekte de yugaltmayaçak töp halik dip saniym.19 'Ben, Kazan'i baş şehir ve Kazan civari Tatarlarini da şu güne kadar milletini kaybetmemiş ve gelecekte de kaybetmeyecek esas halk sayiyorum.' Tukay'in eserlerinde halk sevgisi ve Tatarlik için daha pek çok örnek bulunabilir; Milliy Moñnar adli şiiriyle bu konudaki sözlerine son vermek istiyoruz:
4. Burada söz ettigimiz Tatarlik hareketinin mensuplari, yani ş. Mercanîler, K. Nasirîler, M. Gafurîler, A. Tukaylar, Rusya içinde ve Rusa ragmen, ilerlemenin tek yolu olarak bati medeniyetine meyletmişlerdir. Emperyalist Avrupa'ya karşi Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarini yapmiş Türkiye Türklerinin Avrupa'ya ragmen Avrupalilik tercihlerini, bu Tatarlik hareketiyle daha derinden mukayese etmek gerekmektedir. Bu iki hareketin, Tatarlik ve Türklügün, bazan Kazan'da ve Türkiye'de, birbirini yok sayan, iki hasim yöneliş gibi degerlendirilmesi ise bizce, tarihimizin en talihsiz hadiselerinden birisidir. Bu iki tür milliyetçiligin, tarihte ayni zamanlarda gelişmiş olmasi, eski ve yeni Rus devleti için büyük bir istismar malzemesi de dogurmuş ve Tatarlik, Türk olmamak, Türkleşmemek şeklinde tarif edilmeye başlamiştir. Biz Türküz diyen aydinlarin ülke dişina kaçmasi, kalanlardan da Sovyet Tatar milleti kavramina karşi çikanlarin, otuzlu yillarin repressyalari ile temizlenmesi sonunda dar manada ve Türklükle alakasiz bir Tatarlik geliştirilmiştir. XX. asirda Sovyet ve Türkiye devletlerinin kendi sinirlari içindeki ahaliyi ve kimliklerini yeniden yorumladiklari ve özellikle ii. Dünya Savaşindan sonra da bu iki kavramin iyice daraltildigi anlaşilmaktadir. Her şeye ragmen, Türk adinin, ülkemiz halkinin yani sira, diger Türk halklarini ve Türk kavimlerini ve bu cümleden Tatarligi da ihtiva edecek şekilde kullanildigi geniş anlami halen sürmektedir. Türk adinin bu şekildeki geniş kapsayişli kullaniminin, en azindan XX. asir boyunca, bu adi gururla tanitmiş olan ülkemizin, Türkiye'nin, her sahadaki kapasitesine ve cazibesine bagli olarak yayilacagi anlaşilmaktadir. *bk. Tukay ve Tatarlik: Tukay i duhovnaya kul'tura XX veka (Materiali nauçnoy konferantsii, posvyeşçennoy 110-letiyu so dnya rojdeniye Tukaya) Kazan, 1997, 161-166.s. ** Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi 1 Özkan izgi, Tatar Adi Hakkinda : Emel 147, Ankara 1985, 13-14. s. ;K.H. Menges, The Turkic Languages and Peoples, Wiesbaden, 1968, 37. s.; Ravil Fahretdinov, Tatar Oglu Tatarim:Türk Dünyasi Tarih Dergisi 80. sayi, Agustos 1993, 47.-60. s. 2 M. Z. Zekiyev, Tatar Halki Télénéñ Barlikka Kilüvé, Kazan, 1977, 9. s. (N. F. Katanov'dan naklen) 3 Tahsin Cemil, Tatar Adi :Renkler (dergi), Kriterion yayinevi, Bucureşti, 1989, 184. s. 4 Özkan izgi, age., 17.- 19. s. 5 bk. Ravil Emirhan, Altin Ordu ve Vicdan Hürriyeti -Rusya ile Mukayeseli şekilde- (akt. Mustafa Öner) : Türk Dünyasi Araştirmalari, 90. sayi, 101-113. s. 6 M. Z. Zekiyev, age., 5.- 8. s. 7 bk. A.H. Tanpinar, Türk Edebiyatinda Cereyanlar :Edebiyat Üzerine Makaleler, Istanbul, 1977, 101. s. 8 Gabdulla Tukay, Eserler, Biş Tomda, 2. cilt, Kazan, 1985, 65. s. 9 Gabdulla Tukay, age., 191. s. 10 age., 3. cilt, 235. - 236. s. 11 age., 4. cilt, 70. -71. s. 12 age., 4. cilt, 76. s. 13 age., 4. cilt, 82. s. 14 bk. Nadir Devlet, Abdullah Tukay Ateist mi Idi ? : Türk Kültürü, 277. S., 320-326. s. 15 Gabdulla Tukay, age., 4. cilt, 142.-143. s. 16 age., 4. cilt, 208. s. 17 age., 4. cilt, 195. -196. s. 18 age., 5. cilt, 103. s. 19 age., 5. cilt, 95. s. 20 Gabdulla Tukay, - şigirlar, Ekiyetler, Poemalar- Kazan, 1990, 106. s. [articole] |
||||||||||
| Acasa Evenimente Publicatii Din presa Istorie Personalitati Traditii Imagini Muzica Video Retete Linkuri Guestbook Forum | |
TATAR.RO powered by |
|